Damızlık Kızın Öyküsü / The Handmaid’s Tale


Source

Merhabalar,
Distopik türde dizi, film, kitap okumayı seviyorsanız eğer, bu konu tam size göre. Ben bu tarz kitapları okumayı seviyorum. Dilerseniz konuya geçmeden önce distopya nedir kısaca ondan bahsedelim.

Distopya, (anti-ütopya Yunanca dystopia) çoğunlukla ütopik bir toplum anlayışının anti-tezini tanımlamak için kullanılır. Bu ‘dis’ ve ‘topya’ heceleri eski yunancada ‘kötü’ ve ‘yer’ olarak geçer. Distopik kurgu dünyalar, genellikle geçmiş zamanda yaşanan bir savaş, felaket veya devrim sonrası bu durumların üzerine kurulmuşlardır. İnsanlık çöküşüne doğru sürüklenir, yıkıma doğru gider. Yaşam ve doğa sömürülür veya yok edilen bir gelecek tasvir edilir.
Distopya hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz, bu yazıyı inceleyebilirsiniz.

Distopya türü eserler, bizleri gelecekte yaşanabilecek olaylar konusunda yüzleştirip, gelecek hakkında sorular sordurtabiliyor. Distopya okunmak ve izlenmek herkese göre olamayabilir. Mesela bahsedeceğim Damızlık Kızın Öyküsü‘de öyle herkese tavsiye edebileceğim bir dizi değil. Damızlık Kızın Öyküsü’ne kitabını okuyarak başlamanızı tavsiye ederim. İçerdiği şiddet, korku ve cinsellik temalarını izlemekten çok okuyarak hazmetmeniz belki daha kolay gelebilir.

DAMIZLIK KIZIN ÖYKÜSÜ

Source

Kadınların isminin bile olmadığı bir dünya düşünün. Size sadece taktıkları isimle hitap ettiklerini. İşte bu dizi böyle bir dünyada geçiyor. Eski Amerika, bir hastalıktan dolayı kadınlar kısır kalıyor, doğurganlık azalıyor. Haliyle insan nüfusunda bir azalma meydana geliyor. Ülkedeki tüm kadınlar bir anda işlerinden atılıyor, bankadaki paralarına el konuluyor. Ülke artık kendilerine Yakup’un Oğulları diyen, kökten dinci bir grubun eline geçiyor. Ülkeye askeri teokrasi hakim oluyor. Amerika Birleşik Devleti’nin dağılmasından sonra ülke ismi de Gilead olarak değiştiriliyor. Bunun ardından doğurganlık özelliğini kaybetmemiş tüm kadınlar yakalanıp damızlık amaçlı kullanılmak için, yönetimden sorumlu yüksek rütbeli askerlerin emrine sunuluyorlar. Askerlere sunulan bu damızlık kadınlar onların hanede yaşamaya başlıyorlar. Kısır olan kadınlar da var elbet. Mesela komutanların eşleri ve doğurma yaşı geçmiş kadın hizmetçiler gibi.Source

Ülkede ki kadınlar arasında da bir sınıf sistemi var. Kadınların toplum içinde ki yerlerini gösteren, farklı renkli kıyafetler seçilmiş.  Damızlık olarak kullanılan kızların giysileri kırmızı, bir eşe sahip olanların mavi, henüz evlenmemiş olanların ise beyaz, aşçılar ve evde ki diğer temizlikçiler ise yeşil renkte giysiler giyiyorlar. Bu sayede de kadınların seviyelerine göre hareket etmelerini sağlınmış oluyor. Dizide ki tüm ortaçağ kıyafetleri, geriye gidişi tam anlamıyla anlatmak için zekice kullanılmış bir metafor.


Source

Dizi de ki damızlık olarak seçilen kadınların tüm ismi Of ile başlıyor. örn; Offred, Ofglen gibi isimlerle hitap ediliyorlar. Mesela dizinin başrol oyuncusu olan kadın yani  Offred o isimsiz kadınlardan sadece bir tanesi. İsminin anlamı ise of/fred yani “Fred’in ki” demek. Damızlık olarak kullanılan tüm kadınlar hangi askere aitse o askerin ismi Of+isim şekilde hitap ediliyorlar. Bu damızlık kadınların hiç bir konuda söz hakları yok. Başlarına taktıkları şapkalar bile değişik. Hani atlara takılan gözlükler var ya işte o tarzda. Bu şapka damızlıkların sadece önünü görmesini sağlıyor. Etrafına bakmaları yasak. Kitap okumak yasak! Televizyon, telefon, bilgisayar gibi teknolojik aletler  Eğer kural dışı bir şey yaparlarsa, koloni adını verdikleri çalışma yerlerine gönderiliyorlar. Koloni bölgesinin de ölüm kampından herhangi bir farkı yok. Bu yüzden de bir çok kadın bedeninden vazgeçmek zorunda kalıyor. Bu yeni terminolojide artık insanlar “İyi günler,” yerine “Tohumların kutsansın,” gibi cümleler kullanılıyor.


Source

Her ay damızlık kadınların doğurganlık dönemlerinde bir seremoni gerçekleşiyor. İşte bu seremoni tam bir cehennem! Damızlık kadınlar, her ay evinde yaşadıkları komutanları tarafından tecavüzüne uğruyorlar. Ses çıkarmaları yasak! Kaçmaları yasak! Damızlık kadın , komutanın ve karısının bacaklarının arasında uzanıp tecavüze karşı direnmemek zorunda. . Komutan eşlerinin bu seremonide da yer almasının nedeni, içinde bulundukları bu durumu sözde biraz normalleştirmek. Biz kadınlar için bu diziyi izlemek gerçekten cehennem! Eğer damızlık hamile kalır ve çocuğu sağlıklı doğursa, o çocuk artık tamamen komutana ait oluyor. Çocuk doğuran bir damızlık başka bir aileye damızlık yapması için o evden gönderiliyor.

Source

Ayrıca bu rejimde LGBTİ+’lara da yer yok. Sonları da genellikle ölümle bitiyor. Bu ölümde, Duvar dedikleri teşhir bölgesinde idam edilerek gerçekleşiyor. İzlerken de göreceksiniz, duvarda idam edilmiş kişinin kafasında ki çuvalda minik bir üçgen şekli var. Bu üçgen şekli bir dönem Almanya’da kullanılmıştır. Cinsel eğilimlerinden dolayı toplama kamplarına gönderilen insanlara üçgen şeklinde damga kullanılıyorlardı. Mesela dizi de ki o duvar, Harvard Üniversitesi’nin duvarı. Ne kadar ironi değil mi? Bilginin ve doğruluğun araştırılması yapılan bu kurum artık yeni dünyada baskının, işkencenin ve yok etmenin merkezi haline gelmiş.  Teşhir duvarının hemen önünden geçen damızlık kızlara ait yol var. Bu duvarın amacı, damızlıkların orada ki cansız bedenlere bakıp yaşamlarının ne denli iyi olduğunun ayrımına varmalarını ve Tanrı’ya şükretmelerini sağlamak.  Resim de gördüğünüz gibi her şey o kadar normalleştirilmiş ki, hemen yanı başında idam edilmiş bir insanın yanında normal yaşantılarına, hoş sohbetlerine devam edebiliyorlar. Özgürlüklerin kısıtlandığı, diktatoryal bir düzene yaklaştığımız dünya düzenini anlatıyor The Handmaid’s Tale…

Source

Dizinin müzik seçimleri de nokta atışı olmuş. Kadının eşya gibi kullanılmasına gönderme olarak, Leslie Gore’un You Don’t Own Me(Benim Sahibim Değilsin) gibi bir çok nokta atışı müzikler var. Keşke önce kitabını okusaydım da kendimi bu vahşete önceden hazırlasaymışım diyorum. Gerçi bu vahşete de insan kendisini nasıl hazırlar orası da ayrı bir olay. Yine de direk diziye dalınca insan gerçekten afallıyor. Dizinin bu kadar çok izlenmesini de yaklaşan dünya düzenini anlatmasına yoruyorum. Mesela Amerikalılar, Trump ABD’sine benzetmiş bu diziyi. Putin’in de kadın düşmanı ve homofobik söylemlerini bir çoğunuz zaten biliyor. En önemlisi de bizim ülkemiz de, Türkiye’de “en az üç çocuk” doğrulmasını isteyen ve evli olmayan kadınların kürtaj hakkını ellerinden alan kaytan bıyıklılara ne demeli? Adım adım bu dünya düzenine yaklaştığımızı düşünüyorum. Diziyi her ne kadar herkese önermesem de, bu öykünün gerçekleşmesinin imkânsız olmadığını bilmenizi, hatta yaklaşmakta olduğunu hatırlamanızı istiyorum. İleri de yaşanabilecek şeyler için de mutlaka izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Psikolojiniz belki etkilenecek ama yaşananlardan ders çıkarmak için yüzleşmek gerekiyor.

Diziden alıntı;

”Meclis binasında katliam yaptıklarında sesimizi çıkarmadık, suçu teröristlere attılar. Anayasa’yı askıya aldılar, uyuduk, yine sesimizi çıkarmadık. Geçici olduğunu söylediler. Hiçbir şey bir anda değişmez. İçinde olduğun kazan yavaş yavaş ısınırken farkında olmazsın, haşlanarak ölürsün”…

Source

Distopik tarzda kitap okumayı sevenler için de önerilerim var;

Bunlar ;  Cesur Yeni Dünya – Aldous Huxley / 1984 – George Orwell / Fahrenheit 451 – Ray Bradburry Otomatik Portakal – Anthony Burges sBiz- Yevgeni İvanoviç Zamyatin Körlük – José Saramago Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi? – Philip K. Dick Damızlık Kızın Öyküsü – Margaret Atwood

 

Sevgiler,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir