Eylül Ayında Okunan Kitaplar (1)

Merhabalar.
Geçen bir iki ay taşınma telaşından dolayı ne kitap okuyabilmiş ne de başka bir iş yapabiliştim. Onu telafi etmek açısından bu ay internetimin de bağlanmamasından dolayı kalan zamanımı okuyarak geçirdim. Eylül ayı okuma rutinimi klasiklere ağırlık vererek oluşturdum. Bu ay toplam 1745 sayfa okumuş oldum! Neler okuduğuma geçelim isterseniz.

Jane Eyre – Charlotte Brontê
Her Şey için Teşekkürler – Tommy Wallach
Ay Işığı Sokağı – Stefan Zweig
Sardalye Sokağı – John Steinbeck
Karanlığın Sol Eli – Ursuala K. Le Guin
Benim Hüzünlü Orospularım – Gabriel Garcia Marquez
Kuyu ve Sarkaç – Edgar Allan Poe

Jane Eyre – Charlotte Brontê

Charlotte Brontê ilk kez okuyacağım yazardı. Jane Eyre okumak isteyip ama aşk konulu kitap olduğunu düşündüğüm için bir türlü elimin gitmediği eserdi. Aşk konulu kitapları okumayı pek sevmiyorum ama bu kitap sadece vıcık vıcık aşk içermediği için gerçekten çok sevdim. Yazarın  kalemi çok içten ve akıcıydı.

Kitap bize, Jane Eyre isimli bir kadının çocukluk yaştan itibaren verdiği mücadeleyi anlatıyor. Yaşadığı döneme kıyasla kimsesiz bir kadının nasıl güçlü ve kararlı bir şekilde ayakta duruşunu okuyoruz. Anne ve babasının ölümünden sonra dayısının himayesi altına giren Jane, dayısı öldükten sonra tamamen kimsesiz kalır. Ona sahip çıkacak tek kişi dayısının eşi(yengesi) dir. O da Jane’ne sahip çıkmaz ve başından savmak için onu bir yatılı okula gönderir. İşte hikaye buradan itibaren başlıyor. Tüm hikayeyi Jane’in tarafından okuyoruz. 
Okurken yeri geldi Jane’nin haddinden  fazla iyi olmasına o kadar kızdım ki anlatamam. Yine de her şeye rağmen ayakta, dimdik duruşuna hayran kaldım. Bakmayın siz 632 sayfa olduğuna. Hikaye öyle güzel ilerliyor ki kitabı nasıl bu kadar çabuk bitirdiğime inanamadım.

Her Şey için Teşekkürler – Tommy Wallach

Parker babasını kaybetmesi sonucu travma geçirir ve konuşamaz. Okul yerine otel lobilerinde insanları izleyerek vakit geçirir. Yine böyle bir gün de, Zelda isimli gümüş saçlı bir kız görür. Kızın hesabı öderken elinde desteyle parasının olduğunu görür ve kız tuvalete gittiği zaman çantasından paraları çalar. Parayı çalıp tam gidecekken pişman olur geri döner ama hırsızlık sırasında unuttuğu defterini unuttuğunu fark eder. İşte Zelda ile bu sayede tanışıyor. Zelda, her ne kadar kendi yaşıtı gibi dursa da aslında 250 yaşında ve yaşamaktan sıkılmış, ölmek isteyen bir genç kız. Zelda, Parker ile bir anlaşma yapar. Tüm parasını Parker ile harcayıp bitirdikten sonra ise, anlaşma sonucu Golden Gate Köprüsü’ne gidip intihar edeceğini söyler. Hikaye böylece lobide başlayıp üç gün sürer.

Kitabın konusunu ve özellikle sonunu basit buldum. Belki de çok büyük beklendi ile okumaya başladığım için biraz hayal kırıklığı yaşamış olabilirim. Yaşamaya dair şeylerin bulunduğu geçmiş ile kaygılanmamamız gerektiği ile ilgili mesajlar içeriyordu. Kitabın biraz daha genç arkadaşlarımıza hitap ettiğini düşünüyorum.

Ay Işığı Sokağı – Stefan Zweig

Stefan, benim en sevdiğim yazarların başında geliyor. En sevdiğim eseri ise Satranç isimli kitabı. Yazarımız insan psikolojisi üzerinde gerçekten çok usta.  Ay Işığı Sokağı’na gelirsek  diğer eserlerine göre daha iç karartıcı ve hüzünlüydü.  Kitap içerisin de 5 farklı öykü bulunuyor ve bu öykülerin tamamı intiharla sonuçlanıyor. Bu kitapla birlikte yazarın ne kadar karamsar ve hüzünlü bir duyguya sürüklendiğini ve intihara ne kadar yakınlaştığını daha iyi anlıyoruz. Eğer hayatını merak edenleriniz var ise, buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Stefan ve kalemi ile mutlaka tanışmalısınız. 

Sevgiler,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir