Kıyamete Bir Milyar Yıl | Kitap Yorumu

Görsel canva sitesinde benim tarafımdan hazırlanmıştır.

 

Merhabalar.
Bir süredir kitap okuyamadığımı sizlerle paylaşmıştım. Bir tür sıkılma dönemi geçiriyordum ve buna çözüm olması için dün en sevdiğim bilim kurgu kategorisinden kitap seçtim. Tercihimi İthaki Bilim Kurgu Klasikleri serisinden Arkadi ve Boris Strugatski kardeşlerin kaleme aldığı, Kıyamete Bir Milyar Yıl kitabından yana kullandım. Kitabı az önce bitirmiş bulunmaktayım.  Kardeşlerden okuduğum ilk kitap oldu. Henüz düşüncelerim çok tazeyken de yorumlamak istiyorum.

Yoruma başlamadan önce kısaca kitabın konusundan bahsedeyim.
Roman, Sovyet Rusya’sının Leningrad şehrinde yaşayan bir astrofizikçi olan Dimitri Malyanov tarafından anlatılıyor. Dimitri önemli proje üzerinde çalışmaktadır. Projeye kendisini daha fazla verebilmesi için ailesini başka bir şehre gönderip evinde yalnız kalır. Proje üzerinde çalışırken tanımadığı insanlar tarafından telefon ile sürekli aranır, kendisine sipariş vermediği yiyecek ve içecekler gelir. Kendisi gibi bilim insanı olan arkadaşlarının da başına benzer şeyler gelir. Ve hepsi bir araya toplanıp bu olayların nedenini çözmek için konu üstünde konuşmaya başlarlar. Çok kısa bir süre sonra kapı komşusu Snagenoy anlaşılamayan bir sebeple intihar eder. Malyanov ise dedektif tarafından cinayetle suçlanır.

Öyle alıştığım klasik bilim kurgu hikayelerine rastlamadım.Hikayenin içerisinde uzaylı konusu geçse de kendileri pek ortada yok. Aslında asıl olan şey onların olup olmadıkları hikayemizin tartışıma konusu. Her şey varsayımdan ibaret.  Romanı bize farklı kılan asıl şey hikayede ki kişilerin çoğunun bilim insanı olması. Bilim insanlarının çalıştıkları önemli projenin ne olduğuna çok az değinilmiş. Bilim adamları başlarına gelen olaylar için üç farklı teori üzerinde yoğunlaşıyorlar.
Bunlar;

  1. Süper uygarlık düzeyinde ki uzaylılar. Bu varlıkların insanların ilerleyişini durdurmak niyeti oldukları.
  2. Dokuzlar örgütünün üyelerinin onları engellemeye çalışması.
  3. Veçerovski, Homeostatik kainatın kendini yapısını bozma ihtimali olan gelişimleri engellediğini düşünüyordu. Bu anlayışını ise şu sözlerle açıklamıştır.

     >“Kâinat kendi yapısını korur”. […] Eğer sadece azalmayan entropi yasası mevcut olsaydı, kâinatın yapısı kaybolur ve kaos egemen olurdu. Ama öte yandan, eğer sadece aralıksız gerçekleşen ve her şeye muktedir olan akıl mevcut ya da baskın olsaydı, kâinatın verili homeostatik yapısı gene parçalanırdı. Bu kuşkusuz, kâinatın daha iyi ya da daha kötü olması anlamına gelmezdi, sadece farklı olurdu. […] Bu nedenle, homeostatik bir kâinatın özü, entropinin artışıyla aklın gelişimi arasında bir dengeyi sürekli kılmaktadır. Ve bu nedenle yüksek uygarlık mevcut olmaz, zira yüksek bir uygarlık derken kastettiğimiz, öyle bir dereceye kadar gelişmiş olan akıldır ki, bu şimdiden, kâinat ölçeğinde, azalmayan entropi yasasına hâkim olmuştur. Ve şimdi başımıza gelen ise, homeostatik kâinatın, insanlığın yüksek bir uygarlığa evrilmesi tehdidine karşı gösterdiği ilk tepkiden başka bir şey değildir. Kâinat kendini savunuyor.<

Kitabın en dikkat çeken sözü  “Fantastik olayları fantastik olmayan varsayımlarla nasıl açıklarsın?” ise burada devreye giriyor.  Çünkü karakterlerimiz, inandıkları hikayeyi fantastik bir şekilde anlatırlarsa saygınlıklarını yitireceklerini, bilim insanı olmaktan çıkacaklarını, ciddiye alınmayacaklarını düşünüyorlar. Ayrıca kitap, denetim altında olan, kısıtlamalar yaşayan ve ilerlemeleri engellenen çalışmalar nasıl sonuca ulaştırılır? Bu kadar şeyden sonra insanın elinden ne gelir? En önemlisi tesadüf diye bir şey var mı dır?  şeklinde sorular sormanıza sebep oluyor. Benim okurken tek zorlandığım yönü Rus isimlerin kısaltılması oldu.  Eğer siz de benim gibi Rus isimlerine aşina değilseniz, isimleri aklınızda tutmak zor gelebilir. Bu benim biraz dikkatimi dağıttı. Özellikle isim kısaltmaları yüzünden kafam çok karıştı. Yine de, şu ana kadar eşi benzerine hiç rastlamadığım, kendisine has bir kurguya sahip olan bir kitap oldu. İçerisinde bilim kurgu öğeleri barındırmadan nasıl bilim kurgu kitabı olmuş merak ediyorsanız mutlaka okumalısınız.

>“Yaşamak gerek, sevmek gerek, doğayı hissetmek gerek; hissetmek diyorum, onun içinde eşinmek değil!” -Glukhov.

“Falan filan,” diye sözümü kesti. “Kaçınılmaz olarak faaliyetlerinin izlerini gözlemlemiş olmamız gerekirdi, ama bunları gözleyemiyoruz. Neden? Çünkü yüksek bir uygarlık yok. Çünkü nedense hiçbir uygarlık, yüksek uygarlığa dönüşmüyor.”

“Belki de, Newton’un kutsal kitaptaki ‘Kıyamet’i açıklamaya kalkması, Arşimet’in de sarhoş bir asker tarafından öldürülmesi tesadüf değildir.”<


Son olarak;
Kitabı okuyup tam kapağını kapatırken iç kapakta hiç yabancısı olmadığımız şu söz ile karşılaşıyoruz, “İstikbal göklerdedir!” Bu ince ayrıntıya bayıldım!

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir