Sürgün Gezegeni | Kitap Yorumu

 

Merhabalar.
Sürgün Gezegeni,  Ursula K. Le Guin’in yine kendisine has dünyasından çıkmış, kısa ama üzerinde düşünülmesi gereken bir kitap. Yorumuma geçmeden önce konusunu paylaşıyorum.

“Otorite kişinin kendisinden mi kaynaklanır, yoksa etrafındakilerden mi?” 

Galaksinin karanlık tarafındaki Sürgün Gezegeni’nde iki büyük halkın mücadelesi hep süregelmiştir: Alterralılar ve Tevarlılar. Gezegenin yabancıları ve “ötekileri” olan Alterralılar -diğer adıyla yabansoylular eski güçlerini kaybetmiş, nüfusu gittikçe azalan bir halktır. 
Tevarlılar diğer adıyla izcanlılar “ötekiler”den hoşlanmayan, muhafazakâr, geri kalmış, ilerlemeye kapalı bir topluluktur. 
Güney Göçü başlayıp Gaallar güneye doğru ilerleyince büyük savaş kapıya dayanır. Alterralılar ve Tevarlılar bir araya gelip ortak düşmana karşı savaşacak ya da yaklaşan uzun kışla birlikte felakete sürükleneceklerdir. Rolery ve Agat’ın sıradışı hikâyesi de işte bu süreçte başlar. 
Mülksüzler ve Karanlığın Sol Eli’nin de dahil olduğu Hainish Cycle’ın bir parçası olan Sürgün Gezegeni, toplumsal ve düşünsel yargılara etkileyici bir dokunuş. 
-Ursula K. Le Guin’in önsözüyle-
(Tanıtım Bülteninden)


Yazarımız, antropolojik bir bakış açısı ile hikayeleştirdiği bu kitabında köksüzlük, yabancı olmak ve ön yargılar gibi önemli konulara yer vermiş. Bir toplumun bilgi ve değerlerini bir yana bırakıp, yeni bir topluma ayak uydurma çabalarını, yuva özlemini çok güzel işlemiş. Farklı insanlar ile beraber yaşamanın getirdiği uğraşlar, kültürel farklılıklar, zaman kavrayışlarını bir antrapolog elinden yazılmış gibi hissediyorsunuz. Yazar, hikayeyi öyle güzel yazmış ki, yaratmış olduğu dünyaya ve karakterlere beni çok çabuk inandırdı.

Yerli halk, geleceğe yönelik düşünceler taşımadan günü birlik yaşam sürüyor. Uzun vadeli plan kurma yetenekleri olmadığından dolayı belki de bu yüzden zaman ölçüleri farklıdır. Çünkü uzunca bir süreyi dört mevsime sıkıştırmalarının başka bir açıklaması yok.  Teknoloji gibi bir çok gelişmeye de kapalılar. Hatta bu konuda bir kanun ile ambargo koyuyorlar. Bunlardan bir tanesi, yerlilerin teknolojisinden ileri bir teknolojiyi kullanmaları ve üretmeleri kesinlikle yasak. Yüksek kültürlü halkın zihin okuma gibi yetenekleri var ama kanun gereği bunu kullanmaları da yasak. Tabi ki silah kullanmaları ve üretmeleri de yasak. Bu yasaklar yüzünden de toplum haliyle içe kapanık oluyor. Yerli halk ise bunlara “yabansoylu” etiketi takıyor. Yüksek kültürlü toplum ile ilkel toplumun ortak düşmana karşı farklılıklarını bir potada eritip birleşmesi gibi bir çok alt konusu var. Hikayede yüksek kültürlü toplum kendilerini “insan”  ilkel toplumu ise “hayvan” kategorisine soktuğunu çok net görebiliyorsunuz. Bu iki topluluk arasında ki bu çatışmalar, günümüzün etnik, kültürel, dini ve politika çatışmalarına da çok benziyor.

Kitap içerisinde çok aşırıya kaçmadan, ufak bir aşk konusu da işlenmiş. Özellikle ilkel toplumdan olan Rolery’e çok üzülmüştüm.  Gezegenin yanlış zamanında doğması ve doğurganlığı 20 yıllık süren uzun bir kışa denk gelmesinden dolayı toplum tarafından kısır etiketi ile değersizleştiriliyor. Toplum onu biraz ötekileştirdiği için de haliyle ruhsal olarak zayıf düşüyor. Bir göreve çıktığında da diğer toplumdan olan Agot ile karşılaştığı zaman bu zayıf düşmesinden dolayı da yakınlaşıyorlar. Belki de Agot ile aynı durumda oldukları için birbirlerine çekilmişlerdir. Agot’un toplumu sürgün oldukları gezegende yaşadıkları için, doğanın onları yavaşça reddetmesinden dolayı üreme yetenekleri kaybolmuş.  Yazarımız kültür psikolojisini çok güzel yansıtmış.

Eksik bulduğum yönleri ; bazı terimler ve oluşturulan dünya ile ilgili şeylere aşina olabilmemiz için kitabın sonlarında ufak bir sözlük, mini bir harita ya da en azından not düşülmesini isterdim. Böylece çok daha kolay adapte edebilirdim kendimi. Bir de savaş sahnesi çok aksiyon olarak çok düşük kalmış. Bunlar haricinde hiç bir problem yaşamadım.
Sıkılmadan çok çabuk okuyabileceğim türde bir hikayeydi. Ben gerçekten severek okudum ve sizlerinde sevebileceğini düşünüyorum. Ursula ile hiç tanışmadıysanız, yazarı kitaplığınıza mutlaka eklemelisiniz.

 

Alıntılar ;

“Bir ideoloji ancak ve ancak düşünce ve hislerin berraklığını ve dürüstlüğünü yoğunlaştırmak için kullanıldığında değerlidir.” (s. 11)

Tanışmalarını, birliktelik kurmalarını sağlayan, onları özgürleştiren şey, aralarındaki o fark, yabancılıktı sanki.” (s. 97)

“Onlar için mekan, üzerine sınırlar çizilecek bir yüzey değil, kendilerini, klanlarını, kabilelerini merkeze alan bir bölge, bir kalpti. Bölgenin etrafında yaklaştıkça aydınlanan, uzaklaştıkça kararan alanlar vardı; ne kadar uzaklaşırlarsa, o kadar karanlık. Ama sınırlar yoktu.”

“Yasa bize sizin seviyenizi aşmamamızı emrediyor. Altı yüz yıldır tekerlek kullanmayı bile öğrenemediniz.”

“Ortak bir düşman uğruna birlik olmak gerçekten mümkün mü? Yoksa otorite, kendi halkı da dahil her şeyi feda etmeye değer mi?”

“İnsan, yapmak için eskiyi yıkmalıdır. Bu yıkımı gerçekleştiren kuşak, tahribatın bütün acısını yaşarken yaratımın hazzına çok az varabilir. Bu görevi ve beraberinde gelen nankörlük ve kötülemeyi kabullenen cesaret övgüye değerdir.”

“Çocukluğundan kalma korkusu canlandı Agat’ın. Yetişkin haliyle o korkuyu şu şekilde açıklıyordu: Babası ve yirmi üç nesildir ataları gibi onun da içine doğduğu bu gezegene ait hissetmiyordu kendisini. Soyları yabancıydı. Kalbinin derinliklerinde bunu biliyorlardı. Yabansoylulardı onlar. Ve bu gezegen onları evrim sürecinin bitkisel inadıyla azar azar, ağır ağır öldürüyor, reddediyordu.”

Bir ideoloji ancak ve ancak düşünce ve hislerin berraklığını ve dürüstlüğünü yoğunlaştırmak için kullanıldığında değerlidir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir