İstanbul Günlüğüm

Merhabalar.
Arkadaşım ile her sene yaptığımız gibi yılbaşını birlikte geçirmek için bir gün önce yola çıktım. Bu sene tek fark vardı benim için oda başka bir şehirden geliyor olmam. 2018’in bana attığı en büyük kazık diyeyim siz anlayın. Neyse geçirdiğim bir kaç günümü İnstagram’da paylaşmıştım. Ara sıra burada da İnstagram günlüğü adı altında yazılar yazıyorum. Bugün de o yazılardan bir tanesi ile karşınızdayım.

Annemin ördüğü biricik şapkam ve en sevdiğim şalım ile yola çıkmazsam olmazdı. Ben aslında pek üşüyen bir insan değildim ama yaşanmışlıklar vs derken sanırım bünyem artık kaldırmıyor. Bu sene ilk defa üşümeye başladım. Burasıda yeşillik alan daha fazla olduğu için ekstra soğuk. Mesela yola çıkar çıkmaz parmaklarım dondu. Allahtan yanıma eldiven almayı akıl etmişim.  Bu şal yolculukta beni çok sıcak tuttuğu içinde yanımdan ayıramıyorum.

Neyse otobüse bindim. Resimde ki görüntüyü bindikten 15 dakika sonra fark ettim ve o kadar duygulandım ki sizlere anlatamam.   Ne zaman bilmiyorum ama birisi bu koltuktan aşkla uğurlanmış orası kesin. Bunun bana denk gelmesi de ayrı bir ironi ya neyse 🙂

Emel’imin rahatsızlığı benim yol yorgunluğum derken ilk günümüzü sohbet edip dinlenerek kapattık. Yılbaşı günü birazcık daha iyi olmuştu. Hazır ayaklanmışken her zaman yaptığımız gibi 2018’den de son bir kare çekip bu hatırayı da ölümsüzleştirelim istedik.

Güle güle 2018! Senden ayrıldığım için çok ama çok mutlu oldum. Yılbaşı gününü pek detaya girmeyeceğim ama gerçekten güzel geçirdik. Bizim Emel ile dostluğumuz 12 senedir sürüyor. Acı, tatlı her anımızı hep birlikte yaşadık. Dilerim daha nice uzun yıllar beraber yaşarız. Hatta yaşlı hallerimizi bile görelim istiyorum. O benim nefret ettiğim bu hayattan kazandığım tek değerli varlık oldu. Hele ki dostlukların yalan olduğu bu zamanda daha da kıymetli benim için. Psikologlar 7 yıldır bitmeyen dostlukların, ömür boyu sürebileceğini söylüyor. Gerçekten de bu söylenenlere katılıyorum. Darısı sizlerin başına inşallah. (Ben tabi her zaman ki gibi tatlı düşkünlüğümü bu resimde belli etmişim. Gözler daima çikiletalarda. Sohbetlerimiz aralarında bile herkesi konuşturup çoğunu yedim. 🙂 )

Ertesi akşam çay içmek için ve hava almak için bir yere gittik. Miniklady’nin kendisini iyileştirecek bir şey varsa oda tatlıdır. Bu yüzden çayımızın yanına tatlılarımızı söyledik. Benim ki gelene kadar bu boş anı her kız lar toplantısında yapıldıpı gibi resim çekerek değelendirdik. Ben resim çekilirken arada bir çeken kişi için delilik yaparım bu resimde de yaptım. Bunu miniklady az önce fark etmiş olsa da artık çok geç! :)))

2019 yılının ilk hediyesini de almış bulunmaktayım. @miniklady’min(Emel’in) yeğeni Azra’cım benim onlarda olduğumu duyunca hemen geldi. Gelirken de Emel teyzesine ve bana süpriz olarak mektup yazmış. Kendisi henüz 1.ci sınıfta. Yazmayı da öğrenmiş benim miniğim. Bu yazı benim için o kadar değerli ki hemen anı kutuma koyacağım. Sanırım 2019 yılında bundan daha değerli bir hediye daha alamam. Onları çok ama çok seviyorum.

Dönüş zamanı… Dönüşü çok sevdiğim tren ile yaptım. Dönmeden bir kaç gün taş düşürme sorunu yüzünden sancılar çektim. En büyük korkum bunu yolculuk yaparken yaşayacak olmam. Neyse ki böyle bir şey olmadı da rahat bir şekilde geçti.

Senenin ilk kitabını sevdiğim yazardan yapmak istedim. John Steinbeck – İnci kitabını yanıma okurum diye almıştım. Birazcık okudum çünkü şansıma çok güzel yağmur başladı. Yağmur başlar başlamaz kitabı hemen bir kenara bıraktım. Yağmur tren hareket halinde iken çok romantik bir ortam oluşturdu. Bu yağmur boyunca  Erik Satie – Gnossienne No.1 | Einaudi – Experience (Cover) | Evgeny Grinko – Field | Bir Game of Thrones hayranı olarak The Rains of Castamere” parçalarını dinleyerek olmasını ümit ettiğim hayallere dalıp kısa bir süre sonra uyuya kaldım.

 

Sonunda şimdi evimdeyim. İnsan ne olursa olsun evini gerçekten özlüyor. Beslediğim canlar ve kızım Şila burnumda tüttü resmen! Ben yokken odamın bulunduğu kata adımını dahi atmıyor. Şimdi ben eve geldim ya hemen çıktı yukarı. Şuan da ayaklarımın dibinde mışıl mışıl uyuyor. Beni özlemiş olması hoşuma gitmiyor değil.  🙂
Yolculuğum da dinlediğim diğer müzikleri de paylaşsam mı acaba dedim ama sanırım bir kaçını daha paylaşmak istiyorum. Ben tek tür müziğe bağlı bir insan değilim. Telefonumda her türden müzik bulunuyor. Ben sadece o an ki ruh halime göre dinliyorum. Dönerken daha çok slow tarzda müzikleri tercih etmişim ama hareketlide dinliyorum. Dediğim gibi ruh halime göre değişiyor seçimlerim. Paylaşacağım müzikler arasında en çok sevdiğim ve başa sarıp defalarca dinlediğim şarkı ise LP – Lost On You oldu.

Manuş Baba – Dönersen Islık Çal
Selda Bağcan – Öyle Bir Yerdeyim Ki
Fazıl Say – Cem Adrian – insan insan
Ahmet Aslan – MINNET EYLEMEM
Bülent Ortaçgil – Yağmur
Kaan Boşnak – İp Salla
Mehmet Güreli – Kimse Bilmez

Sevgiler,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir