İnci – John Steinbeck | Kitap Yorumu

Son dönemlerde pek fazla kitap okuyamadığımdan dolayı kitap yorumu giremedim. Dün gece canım gerçekten çok sıkıldı. Uykumda gelmediği için kitap okuyayım dedim. Ben genellikle yatmadan önce belki okurum diye, her zaman baş ucuma okunacak kitaplardan bir kaç tane bırakırım. Bunları seçerken de mutlaka ince kitaplar olmasına özen gösteririm ki çabuk bitsin ve bende hemen uyuyayım diye. Tıpkı dün gece olduğu gibi. Elime John Steinbcek’in İnci kitabı geldi. Geçen yolculuğumda yanıma almıştım ama çok fazla okuyamayıp yarım bırakmıştım. Tekrar baştan sakin kafa ile okumak iyi geldi.

John Steinbeck çok sevdiğim bir yazarlar arasında. Yazarın Fareler ve İnsanlar kitabının mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum.  İnci’de diğer Fareler ve İnsanlar kitabında ki  gibi yoksul insanları onların yaşam şartlarını ve kavgalarını ele alıyor. Yazar kitaplarında her zaman toplumsal gerçeklik üzerinde ilerliyor. Bu eserinde de parmak izlerini görebiliyorsunuz. Kısaca, köylü-işçi edebiyatı desek daha doğru olur. Buna artık bu kitapla iyice emin oldum. Belki de bu yüzden hoşuma gidiyordur bilmiyorum. Akıcı, sade ve insanı bunaltmayan bir tarza sahip. Yazarın yazılarının sadeliği, her kesimin anlayabilmesi için sanırım.

 

Konusu;
İnci avcılığı yapan Kino ve ailesinin hikayesine konuk oluyoruz. Kino’nun bebeğini bir gün akrep sokar. Çaresiz bir şekilde doktorun kapısına giderler ama doktor fakir bir aile olduğu için tedavi etmek istemez. Doktor için önemli ve değerli olan tek şey paradır. Kino umudunu kaybetmez ve inci aramaya koyulur. Kino dünyanın biricik kocaman incisini bulur. Bu inci onları öyle umutlandırır ki, hayatlarında ki her şeyi değiştireceklerine inanırlar. Sandıkları gibi gitmiyor tabi ki. Fazla detay vermek istemediğim için devamını yazmıyorum. Siz en iyisi okuyun!

Kino’nun hikayesi sayesinde değerli bir şeye sahip olmanın, her zaman yarar sağlamadığını görmüş oluyoruz. Hele ki çevremiz de aç gözlü insanlar varsa. Bu arada Kino kızılderili. Hikaye aslında diğer yandan toprakları işgal edilen Kızılderilileri ve işgal sonrası gördükleri muameleri anlatıyor. Zaten yazar da bir halk hikayesinden esinlenip ortaya çıkarmış bu İnci’yi. Ben diğer yandan istiridyelere de çok üzüldüm. Keşke diyorum o incilere değer biçilmemiş olsaydı da onları almak için istiridyelerin yaşamlarına son vermemiş olsaydık. Bildiğiniz vahşet bu. Onu değerli kılan biz insanlarız. İnsanoğlu gerçekten dünyaya yok etmek için gelmiş.. Sen tut denizin dibinde ki o şeye bile göz dik. O hayatında olmasa ne kaybederdin ki? O da eksik olsun yani ne olmuş. Neyse,  kısa ama çok şey anlatan bu öyküyü ben çok sevdim. Sizlerinde seveceğini düşünerek okumanızı öneriyorum.

Alıntılar;

Doğduğumuz andan tabuta girdiğimiz güne dek dolandırıldığımızı hepimiz biliyoruz, ama iyi kötü yaşıyoruz işte. Sen yalnız inci tüccarlarına değil, yıllardır süregelen düzene, yaşam biçimine baş kaldırdın. Korkuyorum Kino, senin adına korkuyorum.

 

Doğru demişler, insan yetinmek nedir bilmez diye. Verirsin, daha çok ister; yine verirsin, daha da çok ister. Yetinmek, insana özgü yüce bir tutku. İnsanın en önemli özelliklerinden biri, onu elindekiyle yetinen hayvanlardan üstün kılan bir nitelik.

 

Benim oğlum okuma öğrenecek, kitaplar karıştıracak, yazacak da, yazmayı da öğrenecek. Oğlum sayılarla da uğraşacak, onun bunları bilmesi bizi özgürlüğe kavuşturacak o öğrenecek, onun aracılığıyla bizlerde öğreneceğiz.

 

Düşünce gerçeğin ta kendisidir. İnsan bir defa hayalinde canlandırırsa gerçekleştirmemesi için bir neden yoktur. Hayal belki kolayca saldırıya uğrayabilir ama yok edilemez.

 

 

 

Sevgiler,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir