Zaman Tüneli | Çocukluğum

Bugün Google Drive’da gezerken önceden çekmiş olduğum çocukluk resimlerime denk geldim. Dünyayı henüz yeni tanımaya başladığım, bu masum dönemlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Eski resimler kaybolan yılları, kaybolan mutlulukları hatırlattığı için bende her zaman buruk bir his yaşatmıştır. Götürdüğü güzel anılar da oluyor elbet. Horoz şekerler, çizgi filmler, körebe, sobanın üstünde fındık kızartmak, mahalleye gelen salıncakçı, Cin Ali, gibi çocukluğumda hatırladığım bir sürü hoş detay var. Oyuncak, abur cubur gibi çocukların isteyeceği şeyler isteme gibi huyum yoktu. Zaten olsa da garibanlık dönemlerimiz olduğu için zaten o imkan yoktu. Tek hatırladığım annem arada bir pazara gider poşette gofret alırdı bize. Bir de amcam ne zaman bize gelse çikolata getirirdi. Koşarak kucağına atlar çikolatamı versin diye beklerdim. Düşünüyorum da o zamanlar bu durum pekte umrum da değilmiş. Bu yüzden çocukluğumu doya doya yaşadığım için mutluyum.

Burada 5 yaşlarındayım. Babama o zamanlar her kız evladı gibi çok düşkündüm. Benim babam sevgisini pek belli eden bir adam değildi. Hatırlıyorum da bizim süt içebilmemiz için sütçü arabasında işe girmişti. O da böyle veriyordu sevgisini. Biz ne zaman büyümeye başladık, işte o zaman her şey değişti tabi. Keşke bu dönemlere dönebilsek diyorum şimdi.

Vitrinin içlerini kurcalama gibi huyum vardı bu yüzden boyumun ulaşabildiği yerler bomboş. Tüp ne diye merak edenler olur belki. Eskiden elektrik kesintileri çok olurdu. O yüzden bir çok evde lüks lamba vardı. Lüks lamba o gördüğünüz ufak tüpün ucuna takılırdı. Bir de hatırlıyorum da ısınmak için tüplü katalitikler vardı. Bizim eve katalitik ilkokul dönemimde alınmıştı. Sobanın yetmediği dönemler katalitiğimiz devreye girerdi. 

Çocukluğumdan hatıra olarak kalmasını istediğim tek şey resimde ki ayakkabılardı. Keşke annem saklasaymış diyorum bazen. O dönem bu kırmızı papuçlar çok modaydı. Annem o dönemler dışarıya el işi yapar satardı.  Bu ayakkabıları da o paralar ile almıştı. Ayaklar tombiş olduğu için biraz taşmış mı ne? 🙂 Bu arada evet hala yan basıyorum.

Yine el işi parası ile bana diktirdiği tek ve en güzel elbisem buydu. Saçım ve fırfırlı çoraplarımla terliğimin uyumsuzluğu 🙂 Yanımda yeni dökülmüş dişleri ile sırıtan @kucukprens ve arkamızda karşı komşumuzun çok zeki oğlu. Hani parmakla gösterilen komşu çocukları vardı ya o dönemler, işte bu çocuk onlardan birisiydi.

@kucukprens(abim) ve altını birazcık ıslatmış ama hiç umurunda olmayan, henüz yürümeyi öğrenemediği için ayakta bile zor duran Tuğba. Resimde ki dönemin meşhur perdeleri hangimizin evinde yoktu ki 🙂

Şu resme bakıyorum da, abim ile didişmemiz resmen küçüklüğümüz de başlamış. Süper güçlü kollarımla çekyatı kaldırmaya çalışmam ve abimin gıcık rahatlığına ne demeli? Ben kendimi zorlamış, kıpkırmızı olmuşum ama o yine de kalkmamak için inat etmiş ve üstüne rahat tavrını yüzüne yansıtmış. 

Şu bakışlara bak ya. Resimden girip keşke sarılabilsem şu şapşal halime. Bu arada çocukluğumdan kalan diğer şey ise, resimde gördüğünüz yukarı doğru kıvrık saçlar. İki kulak üstümde hala inatla yukarı kıvrılan ufak saçlarım var. Kim inanır şunun 9 aylık olduğuna. Zaten ben daha doğmadan doktorlar ikiz olabilir demişler. Doğduğum zaman kilolu(4,5 KG) ve bildiğiniz simsiyah saçlı bir bebekmişim. Ben henüz iki aylık falanken insanlar beni 6 aylık bir bebek sanıyormuş. Hala da kiloluyum. Hiç bir zaman kendimi zayıf hatırlamıyorum zaten. Çocukluğumdan beri diyetisyenler, akapunkturlar vs. denemediğimiz şey kalmamıştı.

Uykudan yeni uyanmış, gözleri şiş bir Tuğba. Üzerimde ki leopar kazağım, Nur Yerlitaş’ın çok pahalı olan özel kreasyonundan. Resimler de dikkat ettiniz mi bilmiyorum ama göze takılan bir detay var. Küçüklüğümde çorap giymekten nefret edermişim. Bu yüzden ayaklarım Heidi gibi hep çıplak. Annem giydirir, ben uçlarından sündürerek çeker çıkarırmışım. Şimdi bile kolay kolay çorap giymem. Aşırı soğuklar olduğu zaman mecbur giyiyorum ama bu hala rahatsız olmadığım anlamına gelmiyor. Her şey bir yana, ne güzel ve özelmiş o zamanlar ya.

Şimdi şu fotoğraflardaki çocuğa bakıyorum, bir de son haline. İkisi birbiriyle aynı ama değil de. Ah benim saf ve temiz çocukluğum! Keşke şuan dönüp sarılabilsem sana. Hiç bir şey için canını sıkma, ne yaşarsan yaşa her şey bir gün mutlaka geçecek diye kandırsam seni. Böylece yaşayacakların için üzülmez her zaman geçecek diye en azından ufakta olsa bir umudun olurdu. Yine de seni çok seviyorum!

Sevgiler,
TUĞBA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir