Sorgu – H. Alleg/P.Korovessis | Kitap Yorumu

Henri Aleg(1921), 7 senesini hapishane ve yer altlarında geçirmiş bir Fransız gazeteci ve yazardır. Genç yaşında Alger Rèpublicain gazetesini yönetmiştir. Cezayir’deki anti-kolonyalist mücadelenin önemli isimlerinden birisidir. Fransız olmasına rağmen, Cezayir Savaşı’nın iç yüzünü anlaşılmasında çok önemli rol oynamıştır. Hapis hayatından sonra büyük ses getiren “Sorgu” kitabını yayımladı. Bu kitap elime nasıl geçti hiç hatırlamıyorum ama uzun yıllar kitaplarımın arasına duruyordu. Kısa bir süre önce okudum ve her zaman olduğu gibi sizlerle paylaşmak istedim.

Fransa sömürgesi, Cezayir’de başlayan ulusal kurtuluş savaşını bastırmak için her yola başvurdu. Emperyalist işgalciliğin, bağnazlığı, işkencesi ve ırkçı vahşeti bu kez Fransız devletinin imzasını taşıyordu. İşkence tezgahına götürülen binlerce Cezayirlinin arasındaki sayısı az Fransızlardan biri olan gazeteci Henri Alleg, işkencede pek çok direnişçinin söylediği “bilmiyorum” sözcüğünü, daha bükülmezce kullandı. “Size söylemeyeceğim!”

Sorgu, işkencelerden geçmiş iki insanın işkence anılarını bir araya getiriyor. Kitap sadece işkenceyi teşhir etmekle kalmıyor tabi. Demokrasinin göbeği olan uygar bir ülkenin, başka bir halka karşı sömürgeciliğini tüm çıplaklığı ile anlatıyor. Tekme, tokat, elektrikle ve ilaçlar ile yapılmış teknik işkenceye kadar, işkencenin çok türlüsünün yapıldığını öğreniyoruz. İşkence görenin ve işkence yapanın psikolojisini de görüyoruz. Bir diğer işkenceye maruz kalmış ve kendi sorgusunu anlatan kişi ise, Pericles Korovessis isminde bir Tiyatro sanatçısıdır. 67 yılında Yunanistan’da yapılan cunta sonrasında gözaltına alınmış ve ondan bilgi almak için aynı yöntemlerle sorgulanmıştır. 67 yılında Yunanların uyguladığı işkencenin, 57 yılında Fransızların işkence yöntemlerine göre daha kaba olduğunu görüyoruz. Yunan işkencecilerin en çok sevdikleri şey “falaka”. Bu yüzden en fazla bunun üzerinde çalışıyorlar. Bunun yanı sıra bir diğer yöntem ise sorgu yapacakları kişiyi pisliğin içine sokmaları. Filmlerinden görmeye alıştığımız iyi polis- kötü polis burada da var. Dost olduğunu söyleyen, iyi niyetli konuşan, memur olduğu için bu işi yapmak zorunda kaldığını söyleyen ve konuşması için rica eden işkenceciyle, sürekli küfreden ve dayak atan işkenceci ile sırayla çalışırlar. Ama onca şeye rağmen bu iki tutuklu da susmayı başarmıştır.

İşkence yapanların bu işten kazançlı çıkıp çıkmadıklarını hiç bir zaman sorgulamadıklarını, bu yaptıklarından kimlerin kazançlı çıktığını düşünmediklerini görüyoruz. Onlar tıpkı bir makine gibidir. Sistem kendisine bu tip makinaları yaratmayı çok iyi bir şekilde başarmıştır ve yaratmaya da devam etmektedir. Yazarlarımız, aydın insanların işkenceye, haksızlıklara karşı çok daha ağır bedeller ödeyerek, sessizce katlandıklarını bize hatırlatmıştır. İnsan onurunun ve davaya bağlılığın her türlü işkenceden, aşağılamadan ve acıdan daha güçlü olduğuna şahit olmak istiyorsanız mutlaka okumanızı öneriyorum.

Bu eser özgür ve bağımsız denilen Fransa mahkemelerince yasaklanmasına rağmen, ülkede on binlerce satılıp bir çok dile çevrilmiştir.  

Alıntılar;

“Dünyada olmayacak iş yok. İşte 1958 yılı ve bugün Cezayir’de halka, sürekli yöntemli, işkence yapılıyor. Bunu her bir kişi, validen köylüye herkes biliyor, ama hiç kimse bu konuda konuşamıyor. Arada tek tük zayıf bir ses duyuluyor. Fakat bir önemi yok bunların. Fransa işgal altındaymışcasına suskun. Saf değil iğrenciz. Vicdanımız rahatsız edilmedi. Yönetici beylerimiz bizi çürüten bir bilmezliğin içinde tutarak suç ortaklarına çevirmek istiyorlar. “Herkes” işkenceleri duydu, tüm çabalara karşın gazetelere bir şeyler sızdı. Tirajı düşük, ama dürüst gazeteler tanıkların anlattıklarını yayınladılar, broşürler elden ele dolaşıyor, askerler geri dönüyor ve anlatıyorlar. Ama özellikle bunlar, ahlakın yozlaştırılmasına yarıyor: Çünkü toplumun ormanı içinde her şey yitiyor ya da körleşiyor.
-Jean Paul Sartre
(Arka Kapak)

“…işkence şafağa dek sürdü. bölmeden tıkacın boğduğu çığlık sesleri, küfürler ve yumruklar duyuluyordu. acı çekenlerin çığlığı “temizlik merkezi”nin pek iyi tanıdığı seslerin bir

bölümüydü. ama hiçbir tutuklu yoktur ki benim gibi ilk kez işkence edilenlerin çığlığını işitsin de ağlanasın..”

Sevgiler,
TUĞBA

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir