Minik Bostan Yapıyoruz

Merhabalar.
Hepimizin mutlaka hayalidir bahçeli bir evde oturmak. Belki bahçeli müstakil bir evimiz şimdilik yok ama ufak şehre taşınarak bu hayale ucundan da olsa yaklaşmış olduk. İstanbul’da iki ağaç görmeyen ben şimdi etrafım yeşillikler ile çevrili. Taşınırken sürekli içimden “acaba oraya alışır mıyım?” endişesi duyardım. Şimdi ise burasını çok seviyorum. Bazı imkanları(devasa alışveriş merkezleri vs) olmayabilir ama olanlar da çokta uzakta değil. Zaten burada bulamadığım gerekli şeyleri İstanbul’a yolculuk yaptıkça alıyorum.  Bazen de internet üzerinden siparişlerle hallediyorum. Benim için çok büyük bir kayıp değil. Tek problem de her an dostlarımla olamamak o  kadar. Onun haricinde burasının havasını ve çevresini çok seviyorum.

Mesela bakkala giderken dallardan erik kopartacağım hiç aklıma gelmezdi. En son eriğin kilosunu 30tl olduğunu görmüştüm. Olsun ben burada bedavaya dalından kopartıp yiyorum. 🙂 Yaz tamamen geldiğinde bahçelerde ki meyveler çıkacaktır. Bir de burada komşuluk çok farklı. Herkes birbirlerine destek çıkıyor. Mesela henüz yeni tanıdığımız bir teyze yeşillik istediğin zaman gel kızım bahçemden kopar demişti. Hatta bir kaç gün sonra annemle onun bahçesinden üzüm yaprakları toplayacağız. Bana sorun bakalım İstanbul’da karşı komşunu ne kadar tanıyorsun. Taşındığımız son evde 8 sene orada oturduk ve hiç evine girdiğimi hatırlamıyorum. Mahalle de öyleydi bir kere belki mahalleden birisine gitmişizdir o kadar. O derece komşu ilişkileri kopuktu yani. Burada şimdilik güzel ilerliyor. (Bu arada resimdeki Kontes’e dikkat! O bakışın anlamını söyleyeyim. Elimde ki şeyin tam da kendi dişine göre bir lezzet olduğunu sanması. Ona vermem için de acınmaklı yüz ifadesini takınması. Klasik hareketler ama tabi ki ben yemem :)) )

Hayalimize ucundan da olsa yaklaştık dedim ya ikinci adımımız bostan yapmak oldu. Binamızın arkasında ufak alan var. Oranın bir kısmını giriş katta ki komşumuz kendisine bahçe yapmış. Bize de yapmamızı söyledi ama bir türlü karar verip işe başlamamıştık. Sonra yine bir gün yarın yapalım beni de çağırın yardım ederim dedi. Geçen gün hava güzelken anneme ilk adımı atıp alanı hazırlayalım dedim. Bunu diyorum ama neler yapılacağına dair hiç bir fikrim yok. Komşulardan araç gereçler aldık işe ilk olarak zemini temizlemek ile başladık. Çok kolay gibi düşünebilirsiniz ama bina yapılırken tüm taşlar betonlar hep toprak üstünde ve altında kalmış. Onları ayıklayıp adını hatırlamadığım ucu keskin balda gibi şeyle temizledik. İsmi çapa ya da orak olabilir bilmiyorum 🙂

Otları bir güzel köklerinden almaya çalışarak temizledik. Bunu annem ben ve binadan iki genç kızlar ile yaptık. Birimiz yoruldukça diğeri görevi devir aldı. Birimiz otları biçtik, diğerimiz otları alandan taşıdı. İşin en kolay kısmı sanırım otları temizlemek oldu. En zor kısmına henüz gelmemiştik bile ve benim bundan hiç haberim yoktu. Bir yandan sohbet muhabbet ederken bir yandan da işimizi yaptık. Onlar ile ilk kez bu kadar uzun yan yana kalıyordum ama sanki kendi işleriymiş gibi yardım ediyorlardı. Mesela annemin kolunda liflerde kopukluk olduğu için ona fazla görev vermedik. Neredeyse tüm temizleme işini kızlar yaptı. Ben de yaptım ama işi onlar kadar bilmediğim için biraz yavaş yaptım. Zaten ilk denemem de gülmeye başladılar. İstanbul’dan geldiğin küreğin sapını tutmandan belli oluyor diye 🙂 Bu gaz ile işi de tuttum gittim en zor kısımda öğrendim. Açılın ben artık bostan konusunda uzman oldum  🙂

Beni en yoran kısım da buydu. Kürek yardımı ile geriye kalan kökleri alarak toprağı havalandırmak beni çok yordu. Yani belki bu işleme başka bir isim veriliyordur ama ben havalandırmak deyip geçiyorum. Bu kısımı yaparken karşı evden bir kız daha gelip tanıştık ve direk eline küreği alarak bize yardım etti. Kendisi Tekirdağ’ın yerlisi ve işini hepimizden iyi biliyordu. Daha önce görüyordum kendisini ama hiç konuşmamıştık. Bu bostan vesilesi ile de tanışmış olduk. Bazıları kendi bahçesinden fideler vereceğini söyledi. Şimdilik gübre alıp serpene kadar bahçeyi bu şekilde bıraktık. Etrafını da yanda ki inşaattan kalan şeylerle çevirdik. Bir kaç gün sonra koyun gübresi alıp serpmeyi düşünüyoruz. Ondan sonra ekmeye başlarız. Evde annem acı biber tohumlandırmıştı. Belki ilk olarak onu ekeriz. Aslında pazardan her türlü organik sebze alabiliriz ama buraya kendi emeğimizi vermemiz bizim için ayrı bir güzeldi. Büyüdükçe kendi bostanımızdan tazecik ürünler kopartıp yemek, satın almaktan bin kat daha güzel. Şimdilik ilk adımları atıp alanımızı hazırladık. Belki ileride gelişmeleri sizlerle de paylaşırım.  Tüm gücü ele ve küreği toprağa saplarken dizlere verdiğim için, bu işlemden sonra ki ilk gün ellerim ve dizlerim tutmaz oldu.  Game of Thrones incelememi de bu zor şartlar altında yazmıştım. Şimdilik biraz daha iyiyim tabi ki.

Bu da 3 saatlik çalışmalarımızın sonu. Kalan son  alanı kazarken ki pozum. Artist bir şekilde verdim ama bence bunu sonuna kadar da hak ettim. Toprak altından ne taşlar ne ıvır zıvırlar çıktı bilseniz. Bir kaç tane plastik şişe çıkarttım ve o kadar toprak altında kalmış bir nesnenin bu kadar yeni olmasına şaşırdım. Doğada erimediklerini biliyordum bu yüzden de her zaman elimden geldiğince dikkat etmeye çalışıyorum. Plastik şişelerin yanı sıra pillere değinmek bile istemiyorum. Bunu belki ayrı bir postta konuşuruz ama siz yinede çevrenizi sevin, doğanıza sahip çıkın yeter. Benim maceram bu şekilde şimdilik burada bitti. Günü yorgun ama yüzümüz mutlu bir

ekilde bitirdik. Toprak ile bu kadar haşır neşir olmak çok iyi geldi(bu arada böcek türü canlılar beni hep ürkütür. Bu konuda biraz sıkıntı çekmedim değil ne yalan söyleyeyim).

Sevgiler,
TUĞBA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir